Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önlenmesi kolay gibi görünen ama aslında zor bir süreçtir, çünkü bunun değişmesi için toplumun düşünce şeklinin değişmesi gerekir. Bireysel olarak baktığımızda bir insanın bile değişimi yılları alırken bir toplumun değişimi yüzyılları gerektirir. Bu değişimin oluşması için eğitimli bir topluma ihtiyacımız vardır. Eğitimli toplumlarda kadınlar çalışmak istediklerinde rahatça çalışabilirler, çalışırken çocuklarını büyüttükleri için toplum baskısına maruz kalmazlar, çalışırken herhangi bir kimsenin ekonomik baskısını hissetmezler. Dünya nüfusunun yarısının kadın olduğunu düşündüğümüzde toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden dolayı nüfusun yarısının ötekileştirildiğini çıkarabiliriz. Fakat bu ötekileştirme çocukluk çağından beri maruz bırakılan bir durum olduğundan ötürü hem kadınlar hem de erkekler bunu ilk bakışta fark edemiyor ve uzun süre mazur kalınan bu durum normalleştiriliyor. Belki de gerçeği görmemizi engelleyen asıl sorun bu normalleştirmedir. Bu durumun düzelmesi için ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların yaptığı konferanslar ve bildirgeler bu süreci hızlandırmıştır. Uluslararası kurumların çıkan sonuçlarına üye ülkelerin mutabık kalacaklarına ve ülkelerinde bunu uygulamaya sokacaklarına dair bu belgelere imza atmaları ise bu işin devletlerin kontrolüne geçtiğinin bir göstergesidir. Artık gerek kamuda gerekse özel sektörde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yapılması hukuksal yaptırımlarla engellenmeye çalışılmıştır. Özellikle günümüzde “Cam Tavan Sendromu” birçok kadının korkulu rüyası haline gelmiştir. Aynı işi, aynı yeterlilikte ve çabayla yapan iki kişiden birinin seçilmesi durumunda önceliğin erkeğe verilmesi bir haksızlıktır, hatta bazen iş alımlarında kadın daha deneyimli olmasına rağmen deneyimi daha az olan erkek seçiliyor gerekçe olarak da “kadınların doğum yapması halinde çalışamayacakları ve işlerin aksayacağı” şeklinde bir cevap alınıyor. Hatta bazı iş ilanlarında işe alınacak kişinin kadın olması durumunda çocuğunun olup olmaması bile bir kriter halini almıştır. Bu durumlar kadınların çalışma hayatına girmesinde ve ilerlemesinde büyük bir engel teşkil etmektedir. Bu ve benzer engellerin ortadan kaldırılması devletin denetimi ve bilinçli bireyler sayesinde olacaktır.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önlenmesi kolay gibi görünen ama aslında zor bir süreçtir, çünkü bunun değişmesi için toplumun düşünce şeklinin değişmesi gerekir. Bireysel olarak baktığımızda bir insanın bile değişimi yılları alırken bir toplumun değişimi yüzyılları gerektirir. Bu değişimin oluşması için eğitimli bir topluma ihtiyacımız vardır. Eğitimli toplumlarda kadınlar çalışmak istediklerinde rahatça çalışabilirler, çalışırken çocuklarını büyüttükleri için toplum baskısına maruz kalmazlar, çalışırken herhangi bir kimsenin ekonomik baskısını hissetmezler. Dünya nüfusunun yarısının kadın olduğunu düşündüğümüzde toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden dolayı nüfusun yarısının ötekileştirildiğini çıkarabiliriz. Fakat bu ötekileştirme çocukluk çağından beri maruz bırakılan bir durum olduğundan ötürü hem kadınlar hem de erkekler bunu ilk bakışta fark edemiyor ve uzun süre mazur kalınan bu durum normalleştiriliyor. Belki de gerçeği görmemizi engelleyen asıl sorun bu normalleştirmedir. Bu durumun düzelmesi için ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların yaptığı konferanslar ve bildirgeler bu süreci hızlandırmıştır. Uluslararası kurumların çıkan sonuçlarına üye ülkelerin mutabık kalacaklarına ve ülkelerinde bunu uygulamaya sokacaklarına dair bu belgelere imza atmaları ise bu işin devletlerin kontrolüne geçtiğinin bir göstergesidir. Artık gerek kamuda gerekse özel sektörde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yapılması hukuksal yaptırımlarla engellenmeye çalışılmıştır. Özellikle günümüzde “Cam Tavan Sendromu” birçok kadının korkulu rüyası haline gelmiştir. Aynı işi, aynı yeterlilikte ve çabayla yapan iki kişiden birinin seçilmesi durumunda önceliğin erkeğe verilmesi bir haksızlıktır, hatta bazen iş alımlarında kadın daha deneyimli olmasına rağmen deneyimi daha az olan erkek seçiliyor gerekçe olarak da “kadınların doğum yapması halinde çalışamayacakları ve işlerin aksayacağı” şeklinde bir cevap alınıyor. Hatta bazı iş ilanlarında işe alınacak kişinin kadın olması durumunda çocuğunun olup olmaması bile bir kriter halini almıştır. Bu durumlar kadınların çalışma hayatına girmesinde ve ilerlemesinde büyük bir engel teşkil etmektedir. Bu ve benzer engellerin ortadan kaldırılması devletin denetimi ve bilinçli bireyler sayesinde olacaktır.
Transition Economy was a policy goal envisioned to elevate living standards for 15 republics that had been part of the Soviet Socialist Republics and were previously governed by a centrally planned economy until the 1990s. Although the general aim was to transition from a centrally planned economic structure, where production and consumption were centrally planned, to a market economy where supply and demand determine outcomes, there were significant debates about the strategic plans needed to achieve this goal. The transition process towards a market economy in these countries coincided with the time when globalization discussions were intensifying in other countries with free-market economies. The reduction of state interventions in labor and capital markets resulted in imbalanced flows of labor and capital from less developed regions to more developed ones, leading to both regional and intra-country disparities. Comparisons between these countries are challenging due to their unique socio-economic structures (Öztürk, 2006). Countries historically and sociologically close to the European Union seemed to navigate the transition process more successfully, while other regions struggled to transition to a liberal economy with similar success. The success factors underlying the transition vary, and it is challenging to precisely calculate the positive impact of each factor. It's essential to acknowledge that each country has unique conditions. The transition struggles in former Soviet Union and Eastern European countries lasted longer than initially anticipated. Many of the Central and Eastern European countries pursued the transition process concurrently with their accession to the European Union, benefiting from financial aid from the EU budget. In the early 1990s, privatization, macroeconomic stabilization, price liberalization, and institutional reforms were identified as the foundations of the transition economy. However, the specific strategies for rapidly achieving trade liberalization were less discussed.TRANSITION STRATEGIES IN EMERGING ECONOMIES: DEBATES, CHALLENGES, AND LESSONS LEARNED
Özet
Yazar(lar): Nazire ŞEN, Doç. Dr. Mesut Şöhret
Kurum(lar): Gaziantep Üniversitesi, Göç Enstitüsü, Gaziantep Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
DOI: DOI: 10.1234/ijhas/2026/106
Görüntülenme Sayısı: 34
PDF İndirme Sayısı: 17